Lanet olsun... Mide bulandırıcı tadından nefret etsemde seni istiyor, delice kanımda akmanı istiyorum. Baş belası bir şeysin sen, diğerleri gibi de bir ismin yok, leş, lanet bir herifin ismini taşıyorsun sanki. Tahtakurusu bir tadın var diyorlar ya, yalan! Daha iğrenç bir şeysin sen! Ancak sarhoşluğun güzel... Kapağın usul usul açılıyor şimdi ellerimde, kokun keskin, durgun bir deprem gibisin. Aptal aptal bakma öyle bana, konuşacak birini arıyorum, isminden dolayı sana sardım işte sadece o kadar...
Sigara dumanının mavisi gece de ne kadar belliyor her nefeste, daha önce buna hiç dikkat etmemiştim böylesine. Riders on the storm... Riders on the storm... İşte bir kaç yudum, biraz daha gevşemekteyim, o lanet tada rağmen ben anladımki viskiyi seviyorum, sarhoşluğu baş döndürücü bir sakinlikte gerçekleşiyor, huzur gibi. Riders on the storm... Riders on the storm...
Az önce gittim baktım ben yoktu, hay aksi yetişemedim yine. Hep üç saatlik bir farkla yaklaşıyoruz yaşamın sonuna doğru. İşin deli eden tarafı, ölmeden önce okunacak bilmem kaç kitap, bilmem kaç film bilmem kaç şarkı vs. dinlemeyi hep erkene alırken kollarında sevişirken öleceğime üç saat geç kalıyorum, neden? Riders on the storm... Riders on the storm...
Oda, Hitlerin bile tasarlayamacağı niktoninden kanserle yavaş yavaş gebertme merkezine döndü... Alkolün pis kokusu dudaklarımda niktoinle düet yapıyorlar ama hala dişlerim geceye inat parıldıyabiliyor acı bir tebesssümle. Birden hayal meyal gözüme bir kitap ilişti kitaplığımdan ya da sarhoşluğum öyle istedi bilemiyorum. Ama o ilişen kitap dilime, sürekli kendini tekrar ettirme gayretiyle beni çıldırtacak bir mısra doladı dilime;
Güçlüyüm ben,
Gerekliyim çünkü onlara.
''Sıran geldi!''
Deseler günün birinde,
Savaşa itseler beni,
Vurulsam:
Kan değil
Adın fışkırır
Yırtık dudaklarımdan...
Ah.. Yalnız üç saat... Sadece üç saat fark var sanki herşeyin arasında olan. Riders on the storm... Riders on the storm...
Herşey flulaşıyor diyeceğim ama saçmalamış olacağım, zaten kapkaranlıktayım. Viskinin berbat tadından ve dumanın mavisinden herşey karanlık, herşey saçma. Bitmeyen bir yağmur içindeyim, bitmeyen bir fırtına. Riders on the storm... Riders on the storm... İçim uyumaya isyan ediyor ama yatağa uzanmaktayım, gözlerimden biri tavana bakıyor şimdi ama ben ona sarılamamaktayım... Göğsüm terliyor, sertleşiyor damarlarım, alkol zehir gibi kanımda geziyor ama yapayalnızım... Gecenin şehvetli kanatlarını sırtımda, biliyorum... Tırnaklarıyla deşip kanatlarımı çıkarması gerek beni uçurması için.. Riders on the storm... Riders on the storm...
Lanet olsun bu şarkıdan sıkıldım, daha acı, daha da şehvetli bir şey lazım!
Pencereyi açıp boğulana kadar şişenin dibinde kendimi izlemem lazım, ahh biraz soğuk ustura nefesi. I know I never never never gonna leave your babe... Ahh bu daha da can acıtıcı, pencere dönüyor tutamıyorum, yer dönüyor, gökyüzü dönüyor, ahh bu daha can acıtı, bu şarkı, bu lanet olası şarkı... I know I never never never gonna leave your babe...
Sabah oluyor ve ben buradayım desin, sıcak nefesimle içinden çıkıp karşına geçtim desin. Beni inandırsın varlığına, beni inandırsın ne olur. Bu sarhoşluk, bu gece, kanatlarımın tutsaklığı yoruyor beni artık.
Bak işte gün sızmaya başladı daha şişenin dibini bulmadan kan çanağı gözlerime, bak işte yine sigaraları yercesine sabahladım sensiz, anlıyor musun beni, söyle anlıyor musun! Ben senin için yalnızlığımı terk ettim... Üç saat sadece... Ama içimdeki şarkı hiç susmuyor nedense; I know I never never never gonna leave your babe...
fatma tezcan 10.03.2010 22:33
Şarkı değil belki de susmayan sadece şizofren kimliğimiz... Deli etmek için elinden geleni yapıyor ara sıra. Güzel anlatımdı yine. Cümlelerini güzel boyuyorsun boyamaktan vazgeçme...
Ezgi Tugce Oguz 11.03.2010 15:25
etkilendim.. ürperdim.. üşüdüm, çok üşüdüm .. . .