Yazılar

mavikarga

Karanlık Öykücükler -Hickman'ın Bebekleri

Size şimdi anlatacağım olaydan sonra sizde bana diğerleri gibi deli diyeceksiniz ve yazdıklarımın bir kelimesine bile inanmayacaksınız. Bu olayı başkasından duysam bende sizin verdiğiniz tepkileri verirdim. Buna daha fazla dayanamıyorum. Sanırım delirmek üzereyim, diğerlerine göre zaten çoktan delirmişim. Ama anlatacaklarımın hepsi doğru.

Adım Howard ve postacıyım. O gün her sabah olduğu gibi kahvaltı yapmadan yatağımı toplamadan, çabucak kıyafetlerimi giyip evden çıktım. Diğer günlerden pek farkı yoktu. Sadece hava biraz daha pusluydu. İş yerine vardığımda, sanki hepsi birbirinin kopyası günlerimden birini daha yaşıyordum: şefin yüzü yine asık , telaşlı telaşlı çabuk olmamızı emrediyordu. Mektupların, faturaların olduğu çantayı ve listeyi alıp dağıtıma başladım. Tek tek evlere ulaştırılması gereken mektupları ve faturaları ulaştırdım ta ki o lanetli isme ve adrese gelene kadar.Her zaman sıra son mektuba geldiğinde içimde bir ferahlama olurdu. Ama bu sefer sanki olacakları hissetmiştim. Garip bir ürperti kapladı içimi. Benim bölgeme ait olmayan bir adres. son mektup olduğu için götürmeye karar verdim.

Bir gariplik vardı şehrin her köşesini avucumun içi gibi bilirdim ama burayı ilk defa görüyordum. Adrese vardığımda önce yanlışlık olduğunu sandım çünkü etrafta bir tane ev bile yoktu sadece eski bir mezarlık. Mezar taşlarının üstünü yosunlar kaplamıştı havada çürümüşlüğün o iğrenç kokusu vardı.Ağaçlar bile ölmüş, hepsi boynunu eğmiş. İçimde ki ses ‘’atla bisikletine hızla geri dön’’ diye haykırıyordu.Diğer bir sesse ‘’bu kadar korkak olma geri dönersen yolunu uzatmış olacaksın tek yapman gereken o mezarlıktan geçip mektubu iade etmen’’ . Mezarlığın içinden geçmeye karar verdim ve bu karar yüzünden hayatım asla eskisi gibi olmayacaktı, o ses ölene kadar bana rahat vermeyecek.

Listeye tekrar baktım mektup Stephen Hickman adınaydı. Sonra bisikletime binip mezarlığın içinden geçip postahaneye mektubu iade edecektim. Mezarlığın içine girdiğim an göründüğünden çok daha eski olduğu hemen göze çarpıyordu ve garip olan şey hiç ses yoktu: ne bir kuş sesi ne rüzgarın sesi hiç…hiçbir şeyin sesi yoktu.Çok cesaret kırıcıydı. Hızlanıp bu kabusa son verebilirdim ama ben merakıma yenik düşdüm.Tek tek mezar taşlarında yazan isimlere ve ölüm tarihlerini okuyordum. Oldukça ilgi çekiciydi hepsi hemen hemen aynı yıl ölmüştü 1869. Ve mezarların hepsi bebek mezarıydı,çoğu 1 yaşına bile gelmeden ölmüş. Hemen o yıl ne olduğunu düşünmeye başladım bu kadar tesadüf olamazdı onca mezar ve hep aynı yıl. Boşunaydı o tarihle ilgili hiçbir şey anımsamıyordum. Sonra gözüm bir mezar taşına takıldı o ismi gördüğüm an bütün vücudum donup kaldı dengemi kaybederek bisikletin üstünden düştüm. Hiçbir acı duymayacak kadar şaşkındım hızla başımı çevirip tekrar mezara baktım. Yanılmamıştım mezar taşında ‘Stephen Hickman’ yazıyordu.Ve sadece bu mezar bir yetişkine aitti.Diğer mezarlarda ki düzenden çok farklıydı sanki gelişi güzel gömülmüş ve mezar taşı diğer mezar taşlarına göre çok daha tahrip olmuş yer yer yanık izleriyle kararmıştı. Hemen yere düşen çantamı aldım ve içinde kalan son mektubu çıkardım. Kimin yolladığı yazmıyordu sadece isim ve adres –olmayan bir adres-.Kim bir ölüye mektup yazar ki hangi deli diye düşünüyordum. Mezarlığa yaklaştığımda hayatım boyunca unutamayacağım görüntüyle karşılaştım. Mezarın içinden kemikten bir el çıkmış ve sanki bir şey bekliyordu. Korkudan ne hareket edebiliyor ne de çığlık atabiliyordum sadece o ele ağzım açık şekilde bakıyordum. İstemdışı hareket ederek mektubu ölü ele uzattım bunu neden nasıl yaptığımı hatırlamıyorum ve el mektubu alıp mezarın içine girdi.Delirmemek için kendimi zorluyordum ya da çoktan delirmiştim bu nasıl olabilirdi .Bisikletimi kaldırıp hızla oradan uzaklaştım.

Durumu anlattığımda hemen listeye baktılar ama listede Stephen Hickman adında kimse yoktu. Sağlık durumumla ilgili anlamsız şeyler sorup iki gün izinle geçiştirdiler. Uyuyamıyordum her gece o mezarlığı ve o eli, etsiz parmakları rüyalarımda görüyordum.

Verdikleri o dandik iki günlük tatil bitmişti o süre içinde ne evden çıktım nede başkasına bu olayı anlattım. Ucuz yırtmıştım çünkü bu olayı anlatmaya devam etsem şuan bir tımarhanede olabilirdim İşe geri döndüğümde sanki herkes bana bakıp gülüyordu. O geri zekalı, sürekli somurtup etrafa emirler yağdıran şef bile bana alayla bakıyordu.Hiçbiri umurumda değildi yaşadıklarım gerçekti ve unutmak istiyordum. Keşke bu kadar kolay olabilseydi her şey. Bütün o alaycı bakışlara bile razıydım.

Günün sonunda bütün mektupları dağıttıktan sonra çantada son bir mektup olduğunu gördüm.Ama listeye göre bütün mektuplar bitmiş olması lazımdı.Elimi çantaya attım ve mektubu çıkardım, Stephen Hickman adına. Önce bunun iş arkadaşlarımın bana yaptığı bir şaka sanmıştım çünkü hikayemi anlattığımda ben hariç herkes baya eğlenmişti. Ve bu sabahki gülüşmeleri.Şimdi de mektubu alıp onlara heyecanla gösterip mektubu açtığımda kocaman harflerle benim salak olduğumu yazan kelimeleri okuduğumda daha da eğleneceklerini sandım.Kocaman bir eşek şakası.

Mektubu açmaya karar verdim. Şaka olduğundan adım gibi emindim. Yinede çok gergindim o eli gördüğümün üstünden sadece 3 gün geçti ve ben unutmaya çabaladıkça ,iş arkadaşlarımın yaptığına bak diye düşünüyordum. Ve mektubu açtığımda sanki cehennemin kapısını açmıştım. Hayatım boyunca unutamayacağım ve her dakika her saniye kulaklarımda yankılanacak çığlıkları duydum ve binlerce lanetli ses bana haykırıyordu. Ne dediklerini anlamıyordum o an tek düşüncem korkudan ölmek üzere olacağımdı .Keşke ölseydim en azından şuanda bu acıları çekmemiş olurdum.Sonra sesler anlamlı gelmeye başladı. Hareket edemiyordum.Sanki bir çeşit nöbet geçiriyordum ama bilincim açıktı. Bütün çığlıklar susmuş cehennemden gelen ses tonuyla sadece bir tek ses konuşuyordu .’’Katil’’ diye haykırıyordu ‘’Sen Stephen Hickman sonsuza kadar ne cehennemde ne de dünyada rahat edeceksin.’’ Ben o değilim diye haykırmak istiyordum ama dilim tutulmuştu. ‘’O aciz ruhunu kolayca almayacağım sen ebediyen iki düzlem arasında acı çekeceksin. Onca bebeğin kafasını kesecek kadar aciz bir yaratıksın. Sen Stephen Hickman bütün öldürdüğün bebeklerin acısını sonsuza kadar hissedecek ve o bebekler her gece senin mezarına gelip kafanı kesecek ve her sabah yeniden doğacaksın. Bedenin ölmeyecek bu acıyı hem ölümsüz ruhunda hemde ölümlü bedeninde hissedeceksin’’ sonra mektup ellerimin arasında kül olup gitti.

Buna daha fazla dayanamam.. Artık uyuyamıyorum her an o ölümcül çığlıkları duyuyorum.. Ve o şeytani sesin dediği her kelimeyi duyuyorum.. Her yerde başsız bebekleri ve feryatlarını duyuyorum…Tanrım beni affet buna daha fazla dayanamam……………………………………

Gökay OĞUR

CommentsComments

Henüz yorum yok.

Buradan giriş yap:

Henüz mixxt üyesi değil misin?

Bu blog hakkında

karanlık öykücükler..

Yazılar onaydan geçecek.

Yazar hakkında

gökay  oğur
gökay oğur
  • Üyelik başlangıcı: 18.07.2008
  • Yazıları: 4
  • Aldığı yorumlar: 4
  • Yaptığı yorumlar: 0
  • Son yazı: 02.10.2008

Son yazılar

Karanlık öykücükler -4

02.10.2008 18:33

Biraz daha

02.10.2008 18:26

Karanlık Öykücükler -Hickman'ın Bebekleri

19.07.2008 23:21

karanlık öykücükler -1

18.07.2008 20:24

Komünite detayları

  • Search for:

  • Komünite adı

    Karakalem
    Karakalem dergisi okurları ve yazarları

  • Kurucu

    altay öktem

  • Kuruluş

    01.07.2008

  • Members

    1796

  • Dil

    Türkçe