Aylardan Nisan ya da Mayıstı.Çimenlerin üzerinde uzanmaktaydım.Bulutları izliyordum ve her birini bir şeye benzetmeye çalışıyordum.Kimini hayal kırıklıklarıma, kimini mutluluk gözyaşlarıma,kimini öfke patlamalarıma, kimini de içe kapanışlarıma.Bazıları çok hızlı ilerliyorlardı yaşadığım ilişkiler gibi.Bazıları ise ağır ağır hareket ediyorlardı hiç yaşayamadığım gibi.Yavaştan,tadını ala ala ve fazla da uzatmadan.Tadını kaçırmadan.
Birden rüzgar esmeye başladı.Dağıttı hayallerimi, sürükledi uzaklara ve kalktım.Etrafıma baktım.Güneş tam tepedeydi.''Seni seviyorum'' dedim içimden.Cesaretini,metanetini...Belki yağmuru sevmem de senden ötürü.Yağmurdan sonra sen geliyorsun çünkü.Ve belki de gecenin en karanlık saatine olan aşkım da senden ileri gelmekte.Çünkü biliyorum sen varsın biraz ötesinde.''Öpüyorum en sıcak yerinden.'' ve şunu da söyleyeyim; 'Sarı'yı bu kadar çok sevmem de sanırım senin sayende.Parmaklarıma baktım.Bozulan pembe ojelerime.''Pembe'' dedim de... Pembe bir kalemim vardı.En zorlu,en puslu,en soğuk savaşlarımı onunla vermiştim.Tepesindeki silgi bitmişti.Hatalarını silme hakkı sona ermişti.Ne günahlar işlemiştik onunla, neler itiraf etmiştik... Kimilerinin üzerini çizdik,kimilerini işaretledik.Kaç satır doldurduk, kaç nokta koyduk...Ve hangi şıkkı kaç kere seçtik?.. ''Seçim'' zor bir şey benim için.Halbuki ben hepsini denemek isterim. Hepsini yaşamak.Hepsini öğrenmek.Bütün seçenekleri,olasılıkları hatta olasılıksızları.Önümdeki yol ikiye ayrılsa benim de ikiye ayrılasım gelir ve bunlardan birine adımımı atsam diğer adımın geri gider.Sağa bakarken solu da görmek isterim.En basit örneği: Saçlarım nadiren tek renktir.Biraz mor vardır, biraz pembe.Biraz sarı ve biraz da kahve.Dondurma almak istediğimde ve ''Nasıl olsun?'' diye sorulduğunda her zaman ''karışık'' demişimdir.Arkadaşlarım... Hepsi birbirinden farklıdır.Tek ortak noktaları hiçbir ortak noktalarının olmamasıdır.Yazılarım... Sanırım onların da tek benzer yönleri birbirlerine pek benzememeleridir.Yaşımız ilerledikçe kalıplaşıyoruz.Hatırlayalım.Çocukken nasıldık?
Sınırlarımız yoktu.Özgürdük.Tuhaf.Özgür doğuyoruz, tutsak yaşıyoruz.Kendi kendimize bir kör düğüm oluyoruz ve özgür olamamaktan şikayet ediyoruz.Başkalarına baş kaldırıyoruz.İsyan ediyoruz.Ama insan ilk önce kendisine isyan etmeli.Kendisine kafa tutmalı.Kendi kendisinin üstesinden gelmeli.Aşmalı.Bomboş bir sayfa olarak doğuyoruz ve üzeri hemen hemen aynı yazı stilinde,aynı renkte,aynı dilde,aynı bakış açısında,sınırlarla,kurallarla ve cevapsız kalan bol soru işaretleriyle dolu bir kağıt olarak ölüyoruz.
Halbuki daha ne renkler vardı kullanabileceğimiz ve daha hangi dillerde yazabilirdik... Daha çok virgüller vardı cümleleri uzatmak için. Ve bir o kadar da üç nokta, olabiliteleri arttırmak için.Hayat 36o derecelik bir açı ve her açı farklı bir hayat.Hepsini yaşayabilmek varken... Neden?..
Bu yazı.Başlangıcıyla sonuna dikkat ettim de, 18o derecelik bir fark var sanırım.Yazarken kaç farklı pencereden, kaç farklı noktaya baktım farkında değilim.İşte bundan bahsediyorum.
Mevzu bahis olan bu.Bilmem kaç satırdır, bilmem kaç kelimedir...
Özge Özen
Murat Kılıç 03.07.2009 18:39
Sabırla okudum,
siyah ufak puntolara rağmen , rengarenk bir kargaşa var yukarıda,
dırdırcı Türk hatunu tadında melankolik bir deneme olmuş, Allah sevenlerine sabır versin.
özge özen 03.07.2009 19:47
Amin mi desem?...