Başını hafifçe sağa çevirip, çenesini avucuna dayadı. Aşağıdaki bir yerlere dalgınca baktı. Son zamanlarda yüzünden hiç eksik olmayan o acı hüzün, hemen gelip gözlerine yerleşti. Işıltısı günden güne kaybolmakta olan kahverengi gözlerine, koyu gölgeler yarattı.
Yine aynı yerinde oturuyordu Adam. Kadın'ın yanından geçtiğini fark etti. Gözlerine bir an baktı ve başını eğip gölgelerine yine büründü.
Kadın ise acıyla gülümsedi Adam'a... Yanına gidip oturmak istedi Kadın. Fakat yine yapamadı. Adam'ın karşısında bir yerlere oturdu ve fark ettirmeden usulca O'nu izledi.
Yarattığı gölgeler Kadın'ı da sarıyordu. < Ters giden bir şeyler mi var? > diyenlere hayır dercesine başına sallıyordu Kadın. Oysa hiç bir şey yolunda değildi.
Söyledikleri, sordukları hiç bir şeyi anlamıyordu. Her şey anlamlarından uzaktı.
Doru düzgün düşünebildiği tek şey Adam'dı. Neydi bu hüznün nedeni? Bu gölgeler, bu kaçışlar nedendi? Bu güçsüzlüğün, karanlığın nedeni neydi? Aklındaki kimdi??
Kadın bunlar gibi onlarca soru düşünürken, Adam başını kaldırdı ve Kadın'ın gözlerine baktı. Kadın ise bakışlarını kaçırıp, bir yerlere öylece baktı. Adam, ayağa kalktı ve Kadın'ın önünden ağır ağır yürüdü.
'Şimdi de acı acı gülümseyen O belki de... ' diye mırıldandı Kadın... Ve hiç bir şey düşünemedi o an Kadın. Kafasının içinde artık bir tek soru vardı: Bir an olsun sevebilmiş miydi Adam, Kadın'ı?
Henüz yorum yok.