mixxt

mixxt üyesi değil misin?

mixxt'e hoş geldin!

Yokluğunda Bulunmak

Tuba Can

Yokluğunda Bulunmak

"Olmak ya da olmamak" demiş Shakespeare, ama bence tüm mesele bundan ibaret değil. Söyleyeceklerim sizin için gereksiz bir yığın süslü laftan ibaretmiş gibi gelebilir. Bunu sorun etmemeye çalışacağım, çünkü biliyorum ki herkesin gerçeği kendinedir. Olay tamamen olmak ya da olmamak değil de, yok olurken var, var olurken de yok olmak ve kendini yokluğunda bulmaktır. Bazı insanlar kayboluşlarında bulur kendilerini; tıpkı ufukta beliren çizgiye ulaşan güneş gibi. Onları yeterince incelerseniz mutsuzluklarından tatmin olduklarını görürsünüz. Hayır, bu melankoli değildir, farkında olmaktır. Mutluluğun çoktan kaybedilmiş olduğunu bilirler. Ona sahip olmazlarsa, kaybedecekleri bir şeyleri de olmayacaktır. Mutluluk, her zaman kabullenilmiş bir mutsuzluktan daha çok acı getirir. Ben söylemiyorum bunu. Bunu söyleyen harcanmış hayallerdir. Öldürülmüş umutlar eşlik eder onlara. Bir güz rüzgarı gibi uğuldarlar. Gerçek hayatın sahteliğine bulanmışsanız duyamazsınız sessiz feryatlarını, ama oradadırlar. Bu bahsettiğim insanlar var ya, onlar anlaşılmazlar. Öyle ki, bazen kendileri bile anlayamaz kendilerini. Kalabalık bir konserde, umutsuzca kendi şiirlerini okumaya çalışırlar. Duyulmaz sesleri. En sonunda kapanır çeneleri. Kendilerini soyutlarlar. Kırgınlıkları kimsenin kimseyi gerçekten anlamadığını fark edene kadardır. Her ağız kendi şarkısını söyler ve her kalp farklı atar. Geriye kalan sadece hissizliktir. Koca bir boşluk. Ebedi bir yalnızlık. Yeterince uzun tanıklık ederseniz onlara, görürsünüz, insanlara değer veremezler. Bir kitabı okurken bazen dudakları yukarı kıvrılır, bazen gözlerinde yaşlar birikir, aşağı süzülür, bazense iyice çekilerek o sahte, ama gerçek hayattan daha gerçek olan dünyaya, tamamen bir parçası olurlar okuduklarıyla. Kurgusal karakterlere değer verirler, onlara aşık olur, onlar için ağlarlar. Aramızda kalsın ama sanırım gözyaşlarının uğruna değecek bir şey için aktığını bilmeleri de birazcık egolarını besler. Hayvanlara değer verirler. Ama bir insana asla. Bu da mutluluk gibidir. Her insan gidebilir. Bence, sonsuzluğun bile sonsuza kadar sürmediği bir yerde birilerinin veya bir şeylerin hep kalmasını beklemek düpedüz ütopyadır. Mutlu olmak tehlikelidir. En mühim şey mutluluktur ve ne yazık ki her an kaybedilebilir. Ebedi olan tek şey acıdır. Her şeye olumlu bakan bir yapıya sahipseniz dediklerim karşısında kaşlarınız çatılabilir; ama dünya acı üzerine kurulmuştur. Belli bir süre sonra yalnızlıklarıyla tamanlanırlar. Yanlarında isteseler de, kalplerinde kimsecikleri istemezler. Bir kişi onlara yalnızlıklarının verdiği ilhamdan fazlasını veremeyecekse oralı bile olmazlar. Artık ebedi yalnızlıklarının onlara ilham verdiğini anlarız. Kalabalıkları sevmezler, kalabalığın çokluğu kadar yalnız hissederler. Ruhları, bedenlerinin tokluğu kadar açtır ve dudaklarındaki şükrediş bile Tanrı'ya kırgındır. Yani olay, "Olmak ya da olmamak"tan ibaret değildir. Bazen yok olmayı dilersiniz, ama varsınızdır. Bazen olmak istersiniz, ama azsınızdır. Bir yeriniz acıyana kadar oranın bir parçanız olduğu aklınıza bile gelmez, sonra canınız yanar ve fark edersiniz. Kaybettiğiniz her şey aslında halen daha bir parçanızdır. Bütün olmanıza yardımcı olan küçük ayrıntılardır. Bu insanlar hayal kurmayı da, güvenmeyi de, inanmayı da ya unutmuş ya da hiç öğrenmemiştir. Bu noktada kitaplar devreye girer. Kitapları tutkuyla sevdiklerini görürsünüz, çünkü kalplerinin tamamen taşlaşmasını engellen şey onlardır. Gerçek bile olmayan bir roman karakterinin kimi zaman acısını, sevincini, kimi zamansa aşkını kalplerinde hissetmek tamamen solmadıklarını hissettirir. Gerçi solmuş bir gül olmak daha kolaydır, çünkü ölmüş çiçeklerin suya ihtiyacı olmaz. Yine de hayatta olmalarında zavallıca bir teselli bulurlar. Sadece hayatta olmanın yaşamak için yeterli olmamasının dayanılmaz ağırlığı hala daha oradadır, ama kurgu da olsa bir insana değer verebildiklerini görmeleri onlara ruhlarının tamamen ölmediğini söyler. Bir yıldız en çok kayarken güzeldir ve gözler en çok ağlarken dikkat çeker. Umut ölümcüldür çünkü hayata bağlar. Bu insanlar kimilerine göre zavallı, kimilerine göre güçlü, kimilerine göre eksik, kimilerine göre fazladır, ama gerçektirler. Bundan nefret ederler, çünkü bu dünyanın gerçek olmaya değecek bir yer olmadığını bilirler. Onlara sorsanız bir kitapta hayat bulan bir karakter olmayı yeğlerler, ama Fernando Pessoa'nun da dediği gibi; gerçek için yaratılmasalar da hayat onları tanımak istemiştir. Ben o insanlardan biriyim. Benim gibi olanlara sesleniyorum: Varoluşunuzda yok olmayın. Güçsüzlüğünüzde güç bulmayın. Benim için çok geç olduğu söyleniyor, çünkü kalbim şarkı yerine ağıtlar mırıldanıyor. Olmak ya da olmamak bana yeterli gelmiyor. Dostoyevski, "Tüm gücümü içimdeki güçsüzlükle savaşırken tükettim." Demiş. İçimdeki güç beni tüketti. Ölümü tatmadan önce yaşamaktır olay. Bazılarımız bunu başaramamışızdır. Hayat zaten kaybedilmişse kazanmanın ne anlamı var demişizdir. Belki de bu yok oluşumuzda var olmamızın nedenidir.

Buradan giriş yap:

Not a member of this network?

Alternative logins

You can use an account of a third party.

Bu blog hakkında

Gerçekliğin sahteliğinden kaçmak istersek, edebiyat bir kurtarıcıdır.

Yazılar onaydan geçecek.

Yazar hakkında

Tuba Can
Tuba Can
  • Üyelik başlangıcı: 08.11.2017
  • Yazıları: 2
  • Aldığı yorumlar: 0
  • Yaptığı yorumlar: 0
  • Son yazı: 08.11.2017

Son yazılar

Hiç Olmayan

08.11.2017 18:21

Yokluğunda Bulunmak

08.11.2017 17:34

Komünite detayları

  • Search for:

  • Komünite adı

    Karakalem
    Karakalem dergisi okurları ve yazarları

  • Kurucu

    altay öktem

  • Kuruluş

    01.07.2008

  • Members

    2580

  • Dil

    Türkçe