"Aramızdan Rimbaud'nun ilk başkaldırı yürüyüşüne, birbaşına Alp'leri aşarak İtalya'ya inişine olduğu kadar, son, uzun, kangrenli bacağıyla Habeşeli'nden Akdeniz'e uzanan ölüm yürüyüşüne (gerçekten ölesiye yürümüştü Rimbaud; önce bacağı kesildi, sonra soluğu) bağlananlar oldu. Yürüme'nin geridönüşsüzlüğü mü dağladı onları? Genç ölümler tuttuydu ellerinden: 'Yürümek'te, en son sayfada 'Yürümek, dönüp bakmamak arkaya' derken son adıma yaklaştığını -ola ki- biliyordu Sevgi Soysal, ama -öyle sanıyorum ki- 'Beyaz mantolu adamın, boyunu geçen yere kadar yürüyeceğini aklına getirmemişti' diyen Oğuz Atay zaten farkında olsa da, henüz urun çalıştığını bilmiyordu. Ben Giacometti'nin 'Yürüyen Adam'ına bakakalmıştım o sıralar: 'Büyük Uyum' bir vehimdi, seziyordum. Gaziosmanpaşa'daki evin bahçesinde uzun sessizlikler bölüyordu konuşmamızı. Daha o zamanlar gözümün önündeydi Heidegger'in 'holzwege'de yürüyüş fotoğrafı."
29.06.2009 düzenlendi


