aslında opeth hakkında yazacaklarım bir posta sığmaz.
garip bir grup. önceleri arada sırada dinlerdim ama bir yaz albumlerine gerçekten girebilme fırsatını buldum. sanırım 3 4 gun sadece onları dinledim. albumlerinde ve şarkılarında hissettirdikleri atmosfer gerçekten çok iyi. ama öyle kolay dinlenebilen alışılabilen bir grup değil kesinlikle, anlayabilmek için gerçekten dikkatli ve derinlemesine dinlemek gerekiyor, ve tabiki sözleri de. konsept albumlerinin hastası olarak my arms, your hearse, still life ve ghost reveries hem atmosfer olarak hem de teknik olarak hayatımda dinlediğim en iyi albumlerden.
fakat ilk albumleri olan orchid'in çok çok özel bir yeri vardır. bu albumdeki parçalardan heralde 2 3 album çıkarılabilir o derece kompleks bir yapısı var. enstrümental olan silhouette dışında olan parçalar ortalama 13 dk ama eğer opethi gerçekten sevdiyseniz hiç bir anı sıkıcı gelmiyor. tabi bir de progresif müziği sevmek lazım. albumdeki favori parçam olan apostle in triumphı onlarca kez dinlememe rağmen hala yeni birşeyler çıkartabiliyorum içinden. boş parça yok bu albumde, in mist she was standing, forest of october, silhouette, under the weeping moon, the twilight is my robe hepsi çok kaliteli parçalar.
grup bu kaliteli çizgisini 2. albumleri morningrise' a da çok iyi taşımışlar. gerçi daha farklı bir atmosfer var ama gene çok yoğun. the night and the silent water'ı ilk dinlediğimde tüylerimin diken diken olduğunu hatırlıyorum. ki bu albumde black rose immortal gibi bi parça var ki zaten opeth dinleyicilerinin bildiği gibi üzerine tez bile yazılabilir
my arms, your hearse kendi çapında kült bir album bence. konsept gerçekten çok iyi, akerfeldt gerçekten hikayeyi şarkılarında hissettiriyor insana dinlerken. mevsimlerin temsili (april ethereal, demon of the fall) her parçanın bir sonraki parça ismiyle bitmesi ve yarattığı döngü çok iyi bir kurgu oluşturmuş. ve akerfeldt ne kadar iyi clean vokal de yapabildiğini credence'la kanıtlamış.
still life için ayrı bi konu bile açılabilir. konsepti genişletilip bir kitap bile yazılabilir. atmosfer gene çok farklı o yüzden diğer albumlerle karşılaştırmak istemiyorum ama daha duygu yoğunluklu bir album bu. gene karanlık ama bir çaresizlik var genelinde. bu albumde benighted'la akerfeldt camel'a bir gönderme de yapmış. camel'ın never let go parçasıyla benighted'ın girişleri aynı. godhead's lament, benighted, moonlapse vertigo ve face of melinda ardı ardına çok iyi bir uyum sağlıyor.
blackwater park'la opeth zaten dunya çapındaki başarısına ulaştı. ama bu durum bence opeth kitlesinin bölünmesine yol açtı. ki bu durum deliverance - damnation albumleriyle iyice belirginleşmeye başladı. bu albumde the leper affinity, bleak, drapery falls ve blackwater park gibi kaliteli parçalar var.
deliverance - damnation ikilisi, ki özellikle damnation, opeth dinlemeye başlamak için çok yanlış albumler. damnation'dan sonra 2 opeth parçası dinleyip opeth fanatiği odluğunu iddia eden insanlar türedi etrafta. bu 2 albumden sert olanı deliverance, gene nispeten daha opeth çizgisindeyken, damnation daha az progresif öğeler içeriyor. burada opeth kitlesindeki bölünmeden kastım müziğin sertliği ya da yumuşaklığı değil, sadece opeth'in derinliği damnation albumunde değil. ben de severim bu albumleri ama gözlemlediğim karadıyla böyle. özellikle deliverance parçası ve sondaki opeth'in deneysel olduğunu açıkladığı ve sıkıcı olucağı düşünülen son 3 dakika bence gayet yerinde olmuş.
ghost reveries gene konsept bir album. aslında yarı konsept, son parça hikayeye dahil değil ama akerfeldtin ısrarlarıyla konulmuş. bu albumde çok satanik bir atmosfer var ve insana o duyguyu yaşatıyor. hatta çizim yeteneğim olsa sırf bu albumden esinlenerek bir çok şey çizebilirim. bu album aynı zamanda lopez'in ayrılmadan önceki son albumu.
ve en son çıkan watershed. zaten değişimin sinyallerini blackwaterdan itibaren yavaş yavaş hissettiren opeth artık watershed'de iyice atmosfer olarak değiştiler. bence hiç de kötü olmamış ve lopez yerine gelen axenrot'ta opethe uyum sağlamaya başlamış. lotus eater, hessian peel ve heir apparent gerçekten çok kaliteli parçalar. ama sanırım bu değişimin nereye gideceği axenrotun tamamen uyum sağlayacağı bir sonraki albumde belli olacak.
ben opeth'i ankara'da canlı seyrettim ve akerfeldt'in ne kadar kaliteli bir müzisyen olduğunu gördüm. tüm albumleriyle opeth benim için gerçekten çok özel bir yere sahip.